Artık mevsim yavaş yavaş yaza dönüyor.
Tabiat canlandı.
Betonların arasından tabiat kendine yer bulmaya çalışıyor.
Her şeye rağmen tabiat kendi kanunlarını işletiyor.
Yaşama ve kendini yenileme mücadelesi
bu.
Dünyada yaşamak isteyen her varlık için yer var.
Yeter ki birbirlerinin haklarına saygı içinde olsunlar.
Dünya hala gelişmesine devam eden canlı bir gezegen.
Biz üzerlerinde yaşayan tüm varlıklar için hiç bir gezegenin sahip olmadığı büyük bir mucize.
Kendi kuralları var.
Ve bizler o kurallara uymak zorundayız.
O bize uyum sağlayamaz.
Bunu yapmadığımız yerde ve zamanda tabiatın öfkesi çok sert olacaktır.
Bu gün yapmamız gereken var olanlar için şükretmekten başka ;
varlıklarını ve düzenlerini uzun süre koruyabilmeleri için
tabiat için,mevsim düzeni için,su,denizler ve rüzgarlar için,
hayvanlar ve insanlar için,ekili alanlar ve sulak alanlar için,
ormanlar ve parklar için
elimizden gelen ne varsa onu yapmak olmalı.
Çünkü bunu yapmadığımızda bu topraklar bize verdiklerini vermez olacak.
Çok geç olacak.
_
Ben bunları yazmayacaktım.
Havadan sudan bir muhabbet yapacaktım.
Ne olduysa bir anda
böyle oldu.
Her yer inşaat olanına dönüştürülürken baharın gelişi beni
sevindireceğine gelecek kaygısına itti sanırım.
Daha çok çiçek görmek istiyorum.
Daha çok ağaç,
daha çok bitki,
daha çok oksijen.
Nefes alamıyorum.
Oksijen almalıyım.
Tabiata ihtiyacım var.
Bu benim de sağlığım için gerekli.
İnsanca yaşamaya ihtiyacım var.
Nefes alamıyorum.
Çok şükür ki toprağın üzerinde oksijen alma
imkanı olan bir yerdeyim.
Yine de nefes almakta zorlanıyorum.
Ya yerin yedi kat altında bir yerlerde bulunmak zorunda kalsaydım.
Ben bunun ne demek olduğunu bilemem.
Yerin altında olmak mı üzerinde olmak mı iyi.
Her durumda da insanca yaşamdan uzak bırakılıyorsa
insan.
Ya da daha fecisi insan denilen insan ;
insan olduğunu unuttuysa.
Kim olduğunu ve ne için var olduğunu unutup saptıysa.
Olmaz ya...
Ya olduysa!






