Archive for Haziran 2017

Boş Zaman

Bayramla beraber yaz da gelince hali ile bayram rehavetini 
üzerimden bir türlü atamadım.
Eve gelip evin tadını çıkarmayı hala çok seviyorum.
Üstelik de dışarıda bu kadar güzel bir gün varken.
Üstelik de cuma gecesi.
benim düşünce şeklim bir tuhaf sanırım.
Cuma gecesi benim için gerçek bir kısmi tembellik zamanı olan hafta sonuna hazırlanmak için 
evde geçirebileceğim saatlerin başlangıcı.
Çıkmak bana eziyet gibi geliyor.
Bütün hafta yorulmuşum ve cumartesi bir işim yoksa dinleneceğim gün olacak.
Hafta sonunun bir günü zaten ev işleri ile bitiyor.
Bir de hafta sonu çalışıp tamamlamam gereken işlerim oluyor.
Bu durumda yaşasın evde yarım güncük geçecek sorumsuz saatler.
Evde geçen sorumsuz saatlerime ilk olarak çiçeklerimin suyunu değiştirerek başlıyorum.


Artık pek aldığım günkü gibi değiller ama idare ediyorum.
Çiçekçi "dayanır" demişti de ihtimal vermemiştim.


Yeni mum hala yeni.
Evet kıyamadım itiraf ediyorum ama bu gün kullanmaya başlayacağım.


Şu hafta sonu tamamlanacak işlere başlasam çok iyi olur.
Vakit nakittir.


Ki sonra bana olan biteni kavratacak ya da yeniden hatırlatacak 
kitaplarıma yeniden bir göz atabileyim.
Yugoslavya'ya , Mısır'a  , Libya'ya ,Irak'a ne zaman 
emperyalist destekli 
bir eylem uygulansa her zaman emperyalist ülkeler
 bir slogan bulup ona sponsor olmuşlar.
Barış ,adalet ,hürriyet ,demokrasi.
Ve nedense ucu amerikan derin devletine ve siyonist para babalarının uşaklarına dek dayanmış.
Sponsorlar önemli.
Bu ara Türkiye'de de doğru bir amaç için yanlış bir yöntem tercih ediliyor ya.
Bir taraf kaşıyor öbür taraf kaşıntım var diyor.
Negatif etkiyi de pozitif etkiyi de yaptıran aynı el.
Aynı amerikadaki sistem gibi.
Kendi ülkeleri için halka iki seçenek ,
iki kanat sunuyorlar ya.
Ve iki kanat da seçim öncesi ne derlerse desinler sonuçta amerikalıları da yiyen 
derin amerika tarafından yönetiliyorlar.
O yüzden küresel sponsorlara itibar etmemekte fayda var.
(Yani itibarlı sıradan insanlar için söylüyorum.
Bol paralı itibar sahiplerinden bahsetmiyorum.)
Görünen gerçek bambaşka çıkabilir.
O yüzden bölünmüş ,ayaklanmış ,kışkırtılmış ,
dünyaya yanlış anlatılmış ülkelerin 
tarihlerine yeniden bir göz atıp dersler çıkarıyorum.
Artık sesini dünyaya duyurmak isteyenlerin kimi kast ettiğini 
yaşamış tecrübelere bakıp yeniden değerlendiriyorum.
Yani cuma gecemi beynime yatırım yaparak değerlendiriyorum.
Sizler de yapın .
Faydalı.

Posted in , |

Bayram Tembeli

Bayramın  ortası geldi bile .
Şehir beklendiği gibi boşaldı.
Herkes kısa da olsa bu tatil fırsatını değerlendirdi.
İlk gün misafirlik işi çok kısa sürdü.
Bu gün şehirde yapılacak tek şey alışveriş.
Ben de ufacık bir alışveriş ile değerlendirdiğim bu günümü ;
sonrasında kendime bakma günü olarak tamamlayacağım.
Onun için bu günkü alışverişimin teması , doğal olarak nitelendirebileceğim bakım ürünleriydi.


Bitki ve mineral içerikli sabunlardan vazgeçemiyorum.
Bu konuda her zaman tercihim yerli malı yurdum malı 
olandan yana oluyor.
Sabun olmadan gerçek bir temizlik olmadığını düşünüyorum.
Evde bakım için olmazsa olmaz iki üründen biri 
hindistan cevizi yağı.
Pek çok amaçla kullanılabilir.
 Oneva markasını eskiden çok zor bulabiliyordum.
Bir kaç yerde vardı.
Son yıllarda hindistan cevizi yağı popülerliğini arttırınca 
her yerde bulunabilir oldu.
Aslında çok da iyi oldu.
Büyük şehirlerde kolay ulaşılabilir olduğu gibi olduğu gibi
diğer illerde de kolay ulaşılabilir olsa keşke.
Ama her yerde her şey bulunmuyor malesef.
Mesela beyaz kil.
Bir çok kozmetik malzemesinin içinde var.
Şehirde aktarlarda kolaylıkla bulunabiliyor.
Ama bir ay başka bir yere gitseniz yok.
Bu söylediklerimle sınırlı değil sadece gıda malzemelerinden bazıları da Anadoluya çıkınca bulunmuyor.
Kefir mesela ,
kefir mayası mesela , karabuğday mesela ,glütensiz gıdalar mesela  , bazı ilaçlar mesela .
Neden ulaşmak için şehirden getirtilmesini beklemek zorunda olunuyor bir türlü anlamıyorum.
İnsan her yerde insan değil sanırım.
Alışverişimden başladım yine konuyu nerelere getirdim.
Neyse efendim devam ediyorum.
Aldığım bir diğer bakım gereci ise silikon başlı maske fırçası.
Ve hepsi de bu kadar zaten.
Kendime şimdi ev yapımı bir cilt maskesi hazırlayacağım.
Ara sıra uyguladığım bu maske beni cilt lekelerinden 
kimyasal bir madde kullanmadan kurtarıyor.
Tabi sürer sürmez aniden yok oluyorlar demiyorum.
Hafifletiyor diyebilirim.


Temel malzemelerim beyaz kil ve buğday nişastası.
Ben yaklaşık birer çay kaşığı kadar kullanıyorum.


Olabildiğince metal kasık ve ya kap kullanmamaya çalışıyorum.
Her zaman maskelerim için kullandığım cam kapta ve silikon fırça ile hazırlıyorum.
İki toz ürünü karıştırdıktan sonra cildimin sorun çıkarmadığı bir sıvı ile karıştırıyorum.
Bazı öneriler yoğurt eklenmesini söylüyor bazıları bitkisel yağlar ekliyor.
Ben de cildimin durumuna göre hindistan cevizi yağı ya da bazen sadece su ile
bir macun kıvamına getiriyorum.


Her uygulamada yeni bir karışım hazırlıyorum.
Bir çay kaşığı ölçüsü tek kullanım için yeterli ölçü ve 
elle ile hazırlamak da 
sürmek de temizlemek de zor olduğundan
bu kez maske fırçası işimi kolaylaştıracak.
Bu maske cildimde yaklaşık 10-15 dakika süre boyunca kalıyor.
Bazen cildimde gerilme beni rahatsız ederse erken 
yıkadığım da oluyor.
Ciltten temizlemek için akan su altında iyice yıkamak gerekiyor.
Uygulama sonrasında ciltte duru bir görünüm oluyor ve koyu kırmızı ya da kahve lekelerin görünümünde hafifçe azalma oluyor.
Haftada 1 kere uyguluyorum.
Ve ciltteki düzelmeyi gözlemliyorum.
Bu benim hayatımda dönem dönem uyguladığım bir maske.
Özellikle sivilce sorunu yaşayıp izlerden kurtulmam gereken zamanlarda.


Hindistan cevizi yağını kullandığım bir başka alan da saçlarım.
Özellikle ani ısı değişimlerinden etkilenerek yıprandığı zamanlarda.
Şimdi oturup kişisel bakımlarımı yapıp dinleneceğim.
Bir bardak yeşil çay da bana bu keyif saatlerinde eşlik edecek.
İşim bittiğinde yeni bir güne tertemiz ve dinlenmiş olarak 
hazır olacağım.
Oooh.
💞 💤

Posted in , |

Bayram Olsun

Yarın şeker bayramının 1. günü.
Herkesin tatil planlarını çok önceden yapıp izinlerini ayarlayıp şehirden kaçma zamanı.
Ve ben yine şehirdeyim.
Geleneksel bayramları seviyorum.
Ziyaretlerimi yapmayı , misafir için hazırlanmayı, 
ev ile ilgilenmeyi.
Bu gün benim için bayram öncesi tatil günü.
Zamanımın bir kısmını dışarıda geçirerek ev için ufak bir alışveriş yaptım.


Kendime evin atmosferini hızlıca değiştirecek bir şeyler aldım.
İlk alışveriş parçam taze çiçekler.


Bu kararsız yaz mevsiminde sanki yaz mevsimini sanki doyasıya yaşamışız gibi 
hissettiren şey taze çiçekler.
Bu sene ne doğru dürüst bahar oldu ne de şimdiye dek yaz geldi.
Havaların anı anını tutmuyor.
Havalar pek tatsız, keyifsiz.
Çiçekler de öyle biraz.
Karanfiller karanfil olmasını gerektiren özelliğinden yoksun.
O mis kokusu yok.


Hoş kokular için durağım Atelier Rebul.
Tabiatta aradığımı bulamayınca kimya imdadıma yetişiyor.


Evin hoş kokusunu mumlarla sağlıyorum.
Özellikle de böyle özel günlerde.
Bazı çok sevdiğim kokular var.
Bana çocukluğumun kalabalık akraba ortamını hatırlatan.
Bu kokular beni ivedilikle çocukluğumun bayramlarına taşıyor.


Sadece Rebul'da değil English Home'da da benzer kokuları buluyorum.
Konuklar için kolonya olmazsa olmaz.
Ayrıca hediye götürmek için de bir kaç tane aldım.
Hafif parfümlü hoş kokular bunlar.
Biliyorsunuz beyin kokuları beynin bir yerinde anılarla birleştiriyor.
Bunun sebebi de beyin çıkıntısı ile koku alma soğanı olarak adlandırılan bölgenin yan yana olmasıydı sanırım.
Her şeyin bilimsel bir açıklaması olası harika.
Beyin olmasa hiç bir şey olamayacakmış.
Yaratan onu oraya boşuna koymamışken bizlere akıl etmez misiniz diye söylerken biz aklı bıraktık basit konular arasında debelenip kendimizi boğuyoruz.
Çok zeki milletiz hakikaten.
:)
Neyse efendim ben de toplumun geneli gibi aklı mantığı 
her şeyi rafa kaldırıyorum ve bayrama hazırlanıyorum.
Ama akıl olmadan olmuyor.
Şimdi aklımı da alıp ,
 mutfağa girip bayramın birinci günü için az malzeme ile 
bir koca sofra hazırlamak için çalışacağım.
Şöyle baharatı bol yemekler hazırlayacağım.
Ben de bayramda ziyaretlerini yapacak konukların hafızalarında kalmak istiyorum.
Kokular bahane.
Konuklarım beni hatırlasın.

Posted in |

Hangi Mevsimdeyim ?

Haziran havası bir öyle bir böyle devam edince cildim yağlansa mı kurusa mı 
bir türlü karar veremedi.
Cildim iyice bozuldu bu duruma ve ben de cildimin bozulmasına bozuluyorum.
Bir gün bittiğinde ertesi gün kendimle ilgileneceğim diyorum
 ama o zaman hiç gelmiyor.
Bu günün sonunda yorgun argın eve dönüp
ertesi güne de bakımlı ve iyi başlamak istediğime karar verdim.
Bu akşam saatlerini kendimle ilgilenerek değerlendireceğim.


Bu bakım saatlerinde ilk işim manikür yapmak olacak.
Eller de yüz gibi vücudumuzun aynası.
Elimdeki bu malzemelerle kendi manikürümü kendim yapmaya başladığımdan beri tırnaklarım 
daha sağlıklı şekilde uzuyor.
Tabii bu düzenli yapabildiğim zamanlarda oluyor.
Bir de ellerimle çalışmam gerekmediği zamanlarda gerçekleşiyor.



Bakım diyince ağız ve diş sağlığı ihmal edilemez.
Bu asla atlayamayacağım bir rutin.


Ardından genel bir bakım yapıyorum.
Ufak tefek tüyleri temizliyorum.
Oje hatalarımı temizliyorum.
Dişlerime beyazlatıcı kalem uyguluyorum.
Bu saatten sonra bir şey yemeden yatacağım.
Ve komedon kullanarak siyah noktaları cildimden uzaklaştırıyorum..


Yüzümü güzelce yıkadıktan sonra pamukla da temizliyorum.
Bu ikilinin yağlanmayı dengeleyip  arındırdığını düşünüyorum.
Böylece yatağa gitmeden önce cildimin derinlemesine temizlendiğini hissediyorum.


Gece bakımına gelince , dedim ya cildim bu ara hep kurumaya
 hem de yağlanmaya karar verdi.
Göz çevrem pul pul olurken 
cildim sivilcelendi.
Ayrıca yorgunluğum göz çevremde rahatlıkla anlaşılabilir bir hale geldi.
Onun için göz çevremdeki morluklarla ve pullanma ili mücadelemde 
yeniden üzüm çekirdeği yağı baş rolü aldı.
Elbette olmazsa olmazım Kiehl's midnight recovery eye.
Ve cildim üzerine La roche posay effeclar duo uygulayarak sivilcelerimin kısa sürede olgunlaşarak temizlenmesini sağlamaya çalışıyorum.
Bir kaç gün ara ile bu rutini tamamlamaya devam edersem belki daha hızlı bir düzelme gözlemleyebilirim.
İnsan her şeye yetişemiyor olsa da kendimi ihmal ederek yaşamak 
doğru değil.
Sorunlar bir şekilde kendini belli ediyor.
Yolunda gitmeyen şeyler bir şekilde ortaya çıkıyor.

Posted in , |

Bana Göre

Alışveriş konusunun her konuyu içeriyor olması
sebebiyle bu gün konu olarak kendime ramazanı seçtim.
Tüm gün iftarı beklerken ve bir sonraki iftar hazırlığımı  sahur sonrasında yaparken işim kolay.
Zor olan alışveriş kısmı.
İşte bu gün o kısmı halledeceğim.
Alışverişte zor olan kısım sadece pazar alışverişi kısmı.


Sebze seçmek çok zor değil.
El marifeti ve göz kararı ile yapılabiliyor.
Ama meyve seçerken çok zorlanıyorum.
Tatmadan almak ve sonra verdiğin paraya acımak alışverişin en sıkıntılı kısmı.
Üretici ülke politikalarının kurbanı.
Hibrit tohumlar toprağı zehirliyor olduğu için bazı sebzeyi üretmeyi hepten bırakmışlar.
Tüketici o lezzetsiz sebzeye ve meyveye mecbur bırakılıyor.
Yemesi dert yememesi dert.
Bazı sebzenin sebze tadı bile yok.,
Renkli formda ve zirai ilaç lezzetinde.
Hem iyi bir şey yiyemiyoruz hem de pahalı.
Bu bize dayatılan tarım politikası öl ya da dur ölme sürün politikası.
Bu politikaları sürdürenler politikaları üretenlerin oyuncakları.
Öldüren oyun.


Oyunun ikinci perdesi ise buğdayla ,ekmekle ilgili.
Bir süre önce ekmekle ,gıdayla oynanan oyunu buğday ruşeymi ile ilgili 
yazımda anlatmaya çalışmıştım.
O zamandan bu zamana gıda politikalarımızın değişmediği hatta para uğruna daha büyük felaket senaryolarının da kapımızda olduğu "yeni zeytinlik yasa tasarısı" ile yeniden gündeme geldi.
Kıyılar ve mera arazileri de bu iştahlı oyunun içinde dillendiriliyor.
Yaşayan hiç bir şeyin yaşamasına izin vermeyen yeni sistem :
Öldüren Oyun Bölüm 2.
Ya da siz başka daha romantik bir isim bulabilirsiniz.
Yaşamla bu kadar rahatlıkla kafa bulanların 
yaşayanlara okuması için indirilen bir kitabı ve dini bile saptırarak ,eğlence konusu yaparak
(Şov malzemesi yaparak ...yarışlar ,altınlar,,,)
 üstelik bunu da ramazan ayında yaparak 
ne çeşit bir ibadeti gerçekleştirdikleri konusu sadece bunu yapanları ve yapılmasına göz yumanları bağlar.
Ben eğlence olsun diye kutsalları alet edenlerden değilim.
Yani diyeceğim o ki.
"Ben sizin taptığınıza tapmam,siz de benim taptığıma tapamazsınız.
Ben sizin taptığınıza tapacak değilim ; siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.
Sizin dininiz size , benim dinim banadır."


Oruca gelince.
Normal zamanda nasıl abartılı değilse ramazanda da öyle.
Ama sahur önemli.
Sahurda illa ki içinde her şey olan kocaman bir sandviç yiyorum.
Peyniri ,sebzesi ,yumurtası  uzun süre tok tutacak bir öğün.
Boca çay ve su içiyorum.
Allahtan havalar çok sıcak değil.
İdare etmeye çalışıyorum.


İftarda sanki ara öğün yapar gibi meyve , hurma ve su ile başlıyorum.
Kan şekerim artık oruç tutmaya müsait değil ama yine de 
bir yöntem olarak bunu buldum.
Kan şekerimi böyle yükselttikten sonra ilaçlarımı içiyorum .
Bir süre beklemek zorundayım ve o sürede de yemeğimi pişiriyorum.


Kan şekerimi bu şekilde yükseltmek beni pide ve diğer atıştırmalıklarla
midemi doldurmaktan koruyor.
Böylece iftarı normal bir öğün gibi yapabiliyorum.
İftar saati benim için akşam yemeği saati olarak geç bir saat olsa da
kahvaltılıklardan daha sağlıklı bir öğün olarak düşündüğüm
vitamin ve proteinden dengeli küçük bir öğün yiyorum.
Zaten uzun süre aç olduğum için çabuk tıkanıyorum ve ya ani yeme atağı hissediyorsam
iştahımı salata ile geçiştirmeye çalışıyorum.
Sonrası yatana dek bol su ve çay.
Elimdeki imkanlarla bana göre en sağlıklı beslenmeyi
 sağlamaya çalışıyorum.

Posted in , |

Eleme - Yenileme

Haziran geldi ,ramazan geldi ve elbette yaz gelmedi.
Yaz gelmeyince alışverişe çıktığımda 
yazlık değil baharlık bir şeyler alarak eve dönüyorum.
Bunlar da genellikle elimdekileri elden geçirirken eskimiş olanlar arasından 
elden çıkardıklarımın yerine yeni birkaç parça 
ve eskilerden atmak istemediklerimi yenilemek üzere aldığım
parçalar oluyor.
Bu aralar yamaların geri gelmesi beni çok sevip atmaya kıyamadığım bir pantolonumu 
yenilemeye heveslendirmişti.
Ancak ütü ile yapışan yamaların sadece kumaşta iyi sonuç verdiğini düşünüyorum.
Çünkü sunii deri kaplama giysi bölümlerinin daha da yıpranmasına sebep oldu.
Ben de eski yamalarımı o kötü deri dokusundan kurtulmak için almıştım.
Şimdi yeni sorunlarım ve yeni yamalarım var.


Yakın zamanda aldıklarımla yenileri bir araya getirip deli kızın bohçası misali 
yenileme çalışmaları yapmak istiyorum.


Yeni bluzlar aldım.
Beyaz bluzlar her zaman en çok giydiğim ve en çok yıpranan ya da zarar gören 
giysilerim.
Yakın zamanda bir çekmece eledim ve bir çok beyaz bluzun artık giyilemeyecek 
halde olduğuna karar verdim.
Onları çıkardım ve bunlar da yenileri.
Bu aralar böyle.
Fırsat buldukça çok ve eski olan ne varsa eliyorum.
Eleme, en ekonomik şekli ile yenilenme ,azaltma ve düzenleme.
Yarım gün zamanım varsa bir bölümünde bunlarla ilgileniyorum.
Karmaşadan kurtulmam şart.
Eski giysiler ne yapılabilir.
Ben bazen bez olarak kullanıyorum ve bazı giysiler atılamayacak kadar iyi durumdaysa sokaktaki 
eski giysi kumbaralarına atıyorum.
Ya da ihtiyacı olan birisine veriyorum.
Biliyorum ki bazı insanlar da ikinci el olarak satıyorlar.
O da iyi bir yol olabilir.

Posted in |

Olmazsa Olmaz

Kahvaltı ve duş benim olmazsa olmaz rutinim olmasına rağmen 
bu ara 
kahvaltı saati diye bir düzenim olmadığı için
güne duş ile başlıyorum.


Asıl yapmam gereken işleri ertelemeye devam ediyorum.
Bu kez ramazana takıldım.
Şahsi işleri hallederken sahip olmam gereken enerjiye bu süreç yüzünden sahip değilim.
En azından enerji ihtiyacımı sabah sıcak bir duş ile tamamlamaya çalışıyorum.


Dışarıda gördüğüm bir çok insanın aksine ben üşüyorum.
Belki oruç yüzündendir.
Belki hala hava tam anlamıyla yaz olmadığı içinidir.
Ben böyle hissediyorum.
Biraz kalınca olan penyeler tercihim.


Cildime fazlaca yüklenmeden 
sadece bazı bölgeleri vurgulayarak hafif bir makyaj yapıyorum.


Cilt makyajı için hafifçe canlı ve parlak bir ekleme yapmakla yetiniyorum.
Sağlıklı bir ifade için ufacık bir hile.



Gün içinde ve ya gün sonunda makyaj yapmak gerekirse diye bazı 
parçaları yanıma alıyorum.
Bu ara gerekmedikçe fazla makyaj yapmaya ihtiyaç duymuyorum.


Çantama telefonumu güneş gözlüğümü cüzdanımı anahtarlarımı da koyup 
çıkıyorum artık.
Gözlük yazları çantamın olmazsa olmazı.
Güneş olsa da olmasa da.

Posted in |

Mini Bakım Alışverişi

Yaz ile beraber kullandığım bazı ürünleri bitirip yenilerini edinme zamanı da geldi.
Bu ay her zaman kullandığım ürünlere biraz ara verip cildimi
yatıştıracak ve rahatlatacak yeni bakım ürünleri seçtim.


Bunlardan ilki nivea'nın bebekler için ıslak mendili.
Biliyorsunuz yaz ile beraber toplu taşıma araçlarını aromatik kokular sarar.
Herkes gibi ben de bu aronmatik kokulara sahip biriyim.
Ne kadar çok temizliğe önem versem de bazı gerçeklerden kaçmak
oldukça zor.
Bir kaç senedir yaz mevsimlerinde hem evde hem de dışarıda çantamda 
bu tarz ıslak mendiller bulunduruyorum.
Ter kokusu için deodorant kullanmayı sevmiyorum.
Onun yerine temizliği destekleyecek bu tarz mendilleri tercih ediyorum.


Ünlü garnier micelar suyu hiç denemedim.
Ama bu kez alışveriş yaparken küçük boyda bir tane görünce bir tane alıp denemek istedim.
Belli mi olur belki bu ay çok yüklenmek istemediğim cildim için 
rahatlatıcı olur.


Sonuncusu ise Nip Fab markasının Glycolic instant fix mask'i.
Bunu yazın güneşten köşe bucak uzak duran cildimde deneyeceğim.
Biliyorum yazın denemek pek iyi bir fikir değil ama bu ara cildimin 
tam da böyle bir şeye ihtiyacı var.
Nazara mı geldim nedir.
Cildim en son üniversiteye giderken bu kadar bozulmuştu.
Acil destek için nip fab'den yardım alacağım.

Posted in |
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Popular Posts

Search This Blog

Search

Swedish Greys - a WordPress theme from Nordic Themepark. Converted by LiteThemes.com.