Tatilimin ortasındayım.
Kendimi dinlenmiş hissetmeye başladım.
Bulunduğum yer beni şehrin beton ,altı beton,üstü beton,yanı beton,yakını beton ,
şekilsiz,çirkinleştirilmiş,inşaat sahasına dönüştürülmüş ,
oksijensiz ve pis ortamından beni uzaklaştırarak
dinlendirmekle kalmadı.
Sanatla ,samimiyetle , nezaketle ,bilgi ile, anlayışla ,güvenle
zenginleştirdi.
Temiz havası içimi ,ege'ye özgü yaşam tarzı ve mimarisi ile de hayata bakışımı temizledi.
Gözlerime şehrin pası inmiş ve gölgelemişti.
Şehrimde dilini bilmediğim bir sürü yabancı ile uğraşmaktan yorulmuştum.
Usanmıştım.
Burada kimse "paraaaaaa" diye paralanmıyor.
"daha,daha "diye aç gözlülük etmiyor.
Burası gelişi güzel doluşup berbat edilecek bir yer değil.
Şehir boş ambar gibi doluyor.
Sadece elmalarla armutlar değil yan yana olan.
Çimento torbası ,un torbası ,tezek torbası hem aynı yerde duruyor.
Zor.
Her yeri de aynı şekilde yok etmenin bir anlamı yok.
Birileri
dağa,taşa ,kayaya,ormana,çalıya,koruya,kıyıya ,bağa ,bahçeye göz koymuş.
O birileri bir ormanın dayıları.
Dayı dedim de aklıma geldi.
Şehrin birinde bir orman , dayılar tarafından işgal edildiği zaman ormanın yerlisi olan
( kocaman ve vahşi olan ,hamamda bayılma taklidi yapan,
bildiğimiz hayvan olan)
ayılar
kendilerini en yakın yerden suya atarak kaçmışlar.
Ve bu yakın bir zamanda olmuş.
Neredeydi neredeydi?
Hah hatırladım.
İstanbul.
Döneceğim yer.
Paranın putlaştırıldığı yer.
Kimsenin paylaşmadığı ,
"hep bana ,daha, daha bana" dediği yer.
Ama bu durumdan rahatsız olanlar var.
Herkes aynı değil biliyorum.
Küçük bir çoğunluk ; büyük bir azınlık gibi değil.
Küçük bir çoğunluk yaratanın "para" olmadığını biliyor.
Burada da durum farklı değil.
Burada inşaat ve emlak işi yapanlar bile toprakların tamamına
yakınının imara açılma ihtimalinden çok rahatsız.
Yani buralarda para ; dayıların bildiği para değil.





