Eylülde
"Vira "
dendikten bir süre sonra yapılabilecek en güzel şey;
biraz ucuzlamasını bekleyip
balığa sofrada "Vira" demek.
Ancak kelimenin tam hakkını verebilir miyim bilmiyorum.
Yine de demiş bulundum.
İstanbul
bu kadar kalabalık ve hayat bu kadar pahalı değilken,
yaşlı amcalar oltalarını alıp sahil boyu dizildiğinde kimse onlara
"la amca get burdan,bura bizim"
demediği zamanlarda yani,
babam küçük kızını (yani beni) yanına alır
"hadi bakalım küçük hanım bu gün olta atmayı öğreniyoruz."derdi.
Bazen elimiz boş bazen dolu dönerdik.
Bazen de Fener'e balık yemeye giderdik.
Şimdi bu gün İstanbul'un sınırları Kocaeli'nden Tekirdağ'a kadar
dayandı.
Uzak ilçe diye bir şey kalmadı.
Kuş uçmaz kervan geçmez yeri kalmadı.
Aman bir lüks içindeyiz ki sormayın.
Yani İstanbul koca bir hediye paketi gibi oldu.
Boş bir hediye paketi.
Semtlerin adları değişti.
Fenerin adı da ilerde unutulup gidecek.
Belki sadece bir balığın
ya da bir albümün adı olarak kalacak.
Yüksek Sadakat'in.
Değişime karşı değilim.
Ama birileri hatıralarımızı siliyor gibi geliyor bazen.
Neyse fazla düşünüp üzülmeyeceğim.
Sadece balığımı yiyip müziğimi dinleyeceğim.




