Her sene olduğu gibi bu sene de ilkbahar adına yakışır şekilde
başladı.
Soğuk.
İlk cemreler şubat ayında düştü ve birkaç gün sonra kıştan tamamen
uzaklaşacağız.
Tabiat yavaş yavaş canlanıyor.
Taze sebze meyve değişmeye başladı bile.
Ben de bu sabah kahvaltımı bahara yakışır şekilde baharlık bir meyve
ile lezzetlendireceğim.
Çilek için henüz erken değil mi ?
Sera mahsulü mü ?
Yiyorum ama yerlidir inşallah.
Yerli de hangi ülkenin yerlisi acaba?
Acaba Sudan'dan kiralanan tarım arazisinden hangi sebze meyveyi satın alacağız.
Üreten Türkiye diyorlardı Türkiye'nin üretken bereketli toprakları
ne oldu ya da ne olacak?
Bizim toprağımız yok mu da dışarıdan toprak kiralıyoruz.
Üstelik çalışıp kazanan sudan olacak biz her yoldan kayıptayız.
Aklım mantığım almıyor.
Ucuz mu olacak öyle.
Türkiye mi kazanacak.
Gerçi artık Türkiye de kazanmayacak ya tek kişi kazanacak.
İçim ürperdi.
Ya asabım bozuldu ürperdim ya gelecek kaygısından ürperdim ya soğuk kahvaltı beni ürpertti
ya da havalardan.
Havadır hava.
Sıcak bir içecek beni ısıtır.
Kalın giysiler de öyle.
Bakalım bu gün hangi kalınlık benim için yeterli olacak.
Yüzüme de biraz renk vermeliyim.
Güneş yüzünü gösterip içimi ısıtıp cildime sağlık getirinceye kadar böyle.
Makyaj ise çok hafif.
Yaptığım şey yorgunluğumu yüzümden silmeye çalışmak hepsi bu.
Olabildiğince az makyaj yapmak bana yetiyor.
Renkleri ellerimde görmek benim için yeterli.
Yeni ojemi kullanmaya başladım.
Kremimi de oldukça seviyorum.
Hem kokusu çok güzel hem de her ihtiyaç duyduğumda yanımda olmasından hoşlanıyorum.
Hemen de emiliyor.
Bu tarz malzemede sık sık değişiklik yapmayı seviyor olsam da buluğum yerden
tekrar tekrar almayı düşünüyorum.
Hadi artık bu kadar lak lak etmek yeter artık çıkmalıyım.







